Ocak yangını...
Bulutlara ekilmiş yağmur tohumuydum.
Döküldüm çözülmez bir gece lisanından.
Farkındaydım an sağanak yağacaktı!
Ve ben;
yaralı kokana bir tanrıça kaçıracaktım..
Sırtımda taşıyarak…
Terk edilmiş hatıralardan
acı kaynattığımız anılardan…
……………………………! ! !
Sanırım bir yüzyıl bulamayacağım
dudaklarıma düşen bu sıcaklığı…
Hiroşima yeşermedi bununda ötesi malum.
Dudaklarım da sevişmeyecek bir yüzyıl…
Ama yeter ki sen devirme başını! Kokana..
Kaşlarını çatıp iki kirpik arasına
kurşun sıkma!
Yeter ki sen bu azamete üzülme!
“Yeter ki üç liraya alınan gülleri dövme!
Küfretme uykusunu bozduğumuz geceye!
Elim değmişte olsa hiç suçları yok onların!
Balıkları öldürme …! ”
Şiddetli bir lodos gibi bakarken sen bana
Senin bildiğinin haricinde
belki de kocaman bir hiçim…
Gelirken yağmur tohumuydum saçlarına düşecek
Şimdi ise zarafetimin kiri içerisinde
Yolum bir yağmur kadar uzak..
Belki kırıldım.
Bana çekilen kılıcın rengine…
Kırıldım belki.
Zoraki dudaklarımın öpülüşüne.
Kırıldım açıkçası o birden kaybolan hevese…
Ama yinede bu fırtınada
Bir istisna olduğumu unutmuyorum.
Ama sende unutma! ! !
Dikenli telle çevrilmiş
sıcak yüreğimin içinden geçebildiğini…
…………………………!
İki yanı birbirinden keskin
Bir bıçağız; senle / ben.
Sen; senle yaşayan tüm erkekleri kes.
Bende bu kaçak girdiğim şehrin
tüm kadınlarını.
Nasıl olsa tek şahit; sen / ben
birde şu nankör bıçak…
Sonra ezberinde ki aşk gibi
terk edebilirsin beni.
Kül bile inkâr ederse ateşi
sende et…
Çıkart at o vakit bedeninden.
Giydiğin o beyaz buluz gibi beni…
Bir umut varsa benim için
sürgündür artik.
Çokta fazla kalmadı zaten!
En fazla birkaç ihanet sonrasıdır
göğe ayak basmam…
……………………….
Musalla taşına düşer
yıkanır beden…
Ne soğu bilir nede sıcağı ten.
Boyumca günahımda olsa
Sarılıp giyinince kefen.
Ne yetmiş santim darlığı kalır bu toprağın.
.…Nede bir buçuk metre derinliği mezarın.
Hüzün göğe çıkar aşk dibe batar….
Vedat Polatdemir